Sosyal Medyanın Sihri: Elon Musk Twitter/X’te Ne Arıyor?

  • Reading time:7 dakika
// Mert Karbay //

Bir zamanlar, pek çoklarının keskin bir zekâ, sınırsız hayal gücü ve yaratıcılıkla özdeşleştirdiği, insanlığın ufkunu uzaya taşımaya ant içmiş, hayalperest ergen mizacıyla ilgi çekici bir figürdü Elon Musk. Son yıllardaysa giderek daha fazla göze batan kibriyle ya da seviyesi günden güne düşen skandallarıyla gündeme geliyor. 2021’de devraldığı dünyanın en zengini koltuğundaki yerini yıllar geçtikçe sağlamlaştırdı sağlamlaştırmasına; ne var ki 2010’ların teknolojik mesihi, 2020’lerle birlikte karizması aşınmış, hemen herkeste huzursuzluk ve güvensizlik uyandıran bir provokatöre dönüşmüş durumda. Hiçbir zaman pek matah bir yer olmayan Twitter’ı 2022’de ele geçirmesinin akabinde “kendisine benzettiği”, yani çok daha sevimsiz hale getirmeyi başardığı konusunda pek kimsenin şüphesi yok. Yine de insanlığın dijital kamusal alanı olmaya soyunmuş bu sosyal medyanın el değiştirme süreci, zengin ve haşarı çocuğun satın aldığı pahalı oyuncaklarıyla kurduğu tuhaf ve tutkulu ilişkiden çok daha fazlasına tekabül ediyor. Zira Twitter/X sadece kişisel analiz ve kanaatlerin değil kurumsal politik hamlelerin, hatta resmî hükümet açıklamalarının aktığı, çarpıştığı mecra. Zaten büyük siyaset ile küçük kişisel yaşamlarımızın kesişimine sahne olduğundan ötürü “Musk, Twitter’da ne aradı, X’te ne buldu?” sorusu hepimiz için bilhassa önemli.

Geçmişin büyük mühendisi ve vizyoner mucidi, bugünün ise küresel çaptaki en nüfuzlu influencer’ı olan Musk’ı mevcut antipatik kimliğine taşıyan süreç, Twitter’ı X’e dönüştürme süreciyle paraleldi. Her toplumsal meseleye en uç ve duygudan arındırılmış bir rasyonaliteyle yaklaşan hiperaktif sosyal medya kullanımı onu Tanrı katından indirdi; ama indiği yer insanların arası değil, tuhaf ve muğlak bir araftı. Musk, bu platformu bir sıçrama tahtası olarak kullanarak nüfuzunu eşi benzeri görülmemiş bir düzeye taşımayı bildi. Ne var ki meşruiyeti, gücündeki artışla ters orantılı olarak aşınmaya devam ediyor. Gizemli dahi imajı, yerini distopik bir dijital personaya bırakıyor. Sözgelimi 2025’in başında üstlendiği özel statülü verimlilik bakanlığı hizmeti, Trump yönetimi için dahi hızla taşınması güç bir yük haline geldi. Çalışanların yüzde 12’sini, yaklaşık 400 bin kamu görevlisini işten çıkararak ülkesine “hizmet” etmesiyle hatırlandığı bu görevinde yalnızca dört ay tutunabildi. Son günlerde kamuoyuna sızdırılan Epstein belgelerinde isminin geçmesi kimseleri şaşırtmışa benzemiyor. Paylaşılan maillerinde Musk, sürmenaj olma sınırında çalışarak geçirdiği yılın yorgunluğunu en çılgınından bir partiyle atmak istediğini söylüyordu; onun hiçbir kural kaide tanımayan karanlık yönüne işaret eden yığınla doneden bir başkası…

Musk’ın karanlık ve tekinsiz bir figüre, en mega influencer’a dönüşümünde merkezi rol oynayan unsur, onun bir sosyal medyayla, Twitter’la kurduğu ilişkiydi. Nitekim Musk’ın biyografisini kaleme alan Isaacson da, Musk’ın itibar kaybından doğrudan bu platformu sorumlu tutuyor, ona yönelen negatif tepkilerin “yüzde 95’inin”, Musk’ın Twitter’da yaptıkları, Twitter’la yaptıkları ya da Twitter’a yaptıklarıyla alakalı olduğunu teslim ediyordu. Şüphesiz Musk’ın kendi ifadesiyle bağımlısı olduğu bu mecradaki performansı, bizzat kendisi dahil kimseyi tatmin etmiyor. Ama Musk’ın sosyal medya yıldızı olmasının sebebi de bu değil mi? Beğeni oranı düşse de ilgiyi üzerinde tutmayı başaran bu imajın, kibrin ve savrukluğun ürünü olduğu kadar, sofistike bir ticari strateji olduğunu da söyleyemez miyiz? Geleneksel rakipleri bütçelerinin yüzde 20’sini pazarlamaya ayırırken, Musk kendisini markalaştırarak bu oranı yüzde 3’e kadar düşürebiliyor. Yarattığı tekinsizliği bile stratejik bir pazarlama manivelası olarak kullanmayı biliyor.

Peki Musk niçin milyar dolarların yanında kamusal itibarını da harcamayı göze alarak Twitter’ı satın aldı ve neden bu denli radikal bir şekilde şimdiki hali olan X’e dönüştürmekte diretti? Kritik sorunun bu olduğunu düşünüyorum; çünkü bu soru, pek çoğumuzun aklında dönüp duran asıl sorunun, yani “Twitter süreci Musk’ın maskesini düşürüp hakiki çehresini mi ortaya çıkardı, yoksa Twitter’ın işlevi ona baş edemeyeceği bir güç sunarak meyilli olduğu yozlaşmaya doğru mu itti?” sorusunun da zeminini oluşturuyor.

“Sosyal medya kişinin hakikatini mi açığa çıkarır, yoksa onu yoldan mı çıkarır?” sorusu zaman zaman hepimizin aklına düşer. Ancak bu soruyu Musk üzerinden sormak, tekil bir insanın dijital benliğiyle ilişkisinden öte, çağımızın dijital işleyişi hakkında daha temel bir dinamiği fark etmemize olanak tanıyabilir. Pek çoklarının aksine ben, Musk’ın Twitter’ı satın alma hamlesinin asli gayesinin yapay zekâ modeli üretmek için gerekli altyapıya sahip olmak olduğu fikrine katılmıyorum. Asıl hedef sosyal medyanın kendisi, yapay zekâ ise onun türevi bir kazanımdır, tersi değil. Yapay zekâ, insan davranışları üzerinde tatbik edilmedikçe ne geliştirilebilir ne de işlevsel kılınabilir. İşte Musk, yeni dünyanın asli yakıtının insan verisi olduğunu kavradığı için bir stratejik hamleyle Twitter’ı mülkiyetine almıştır ve kudretini pekiştirmiştir. Bir zamanların dahi mucidi, böylelikle influence’ını sürekli hissettiğimiz, ancak bu etkinin neye hizmet ettiğini, bu serüvenin nasıl sonuçlanacağını tam kestiremediğimiz denli belirsiz, en kudretli influencer’a evrilmiştir. Yani Musk, itibarını sosyal medyanın kendisi uğruna feda etmiştir; çünkü yapay zekânın somut çıktıları kolayca seçilebiliyor olsa da, dijitalleşen dünyada uzun vadede ve derinde işleyen başat dönüştürücü güç, büyük veri üzerinde yükselen sosyal medyadır.

Kuşkusuz Musk, sosyal medya platformu sahiplenmeden önce de devasa bir veri hazinesine sahipti. 2024 itibarıyla dünyanın her noktasındaki Tesla otomobilleri, kameralarıyla günde 160 milyar karelik video işleyerek yeryüzünün eşzamanlı dijital kaydını tutabiliyor. Musk’ın Starlink projesi ise gökyüzünü ve uzayı veriye çevirmeyi sürdürüyor. Gelgelelim büyük verinin hakiki gücü, yeryüzü ve gökyüzünün verileştirilmesinden ziyade insanın izlenip verileştirilmesinde yatar; iktidar, eşyanın değil beşerin gözetlenmesinden geçer. Yani büyük veriyi işlevsel kılan, insana nüfuz edebilme kapasitesidir. Zaten Musk için de Twitter, insanların dertlerini, öfkelerini, arzularını ve kolektif zihniyetini barındıran dünyanın en güncel veri seti olduğu için kilit konumda.

Musk’ın Neuralink’i insan zihnine dolayımsız erişimi arayadursun, bilim insanları zihin ve bilinç gibi kavramların ontolojik statüsünü tartışmayı sürdüredursun… Sosyal medya, insan münasebetlerine, sosyalliklerine ve akışlarına dair sayısız karşılaşmaya sahne olmaya devam ediyor. Ve tabii, bu davranışları yön vermek isteyenlerin de iştahını kabartıyor. O halde Musk’ın, Twitter’ın yapay zekâ açısından değerini uygulamayı mülkiyetine geçirdikten sonra idrak ettiğini söylemesi bizleri şaşırtmamalı. Peki amaç yapay zekâyı eğitmek değilse nedir? İnsanı daha fazla açıdan, daha hassas ve daha hızlı ölçebilecek olan, milyonlarca kişinin gönüllü emeğinin maddi karşılığı ödenmeksizin el koyulmasına dayalı veri, günümüzde iktidara talip olanların izlediği kral yoludur. İşte Musk, bu kral yolunu sezmiş ve takip etmeye koyulmuştur. Ve eşzamanlılık düzeyinde güncel, insanın pek çok veçhesine dair en gelişkin veri seti olan Twitter, Musk’a, yıllar boyunca birikmiş bir belleğin yanında her gün 500 milyon yeni tweetle toplam bir trilyonluk verilik bir iktidar sunmuştur.

Musk insanlığın ufkunu önce Mars’a, sonra uzayın derinliklerine taşıma fikriyle “herkesten farklı” olduğu fikrini satmayı biliyordu. Ortaya elle tutulur bir ürün koyamadığı 2010’ların ilk yarısında bile Musk’ın gözbebeği Tesla, Musk’ın influence’ıyla birlikte kesintisiz büyümesini sürdürüyordu. Pazarladığı şey bir ufuk, daha doğrusu bir hayaldi. Tesla, kuruluşundan 2020’ye kadarki 18 yıllık kârsızlık döneminde bile, piyasanın gelecek beklentisini bugünden fiyatlama mantığı sayesinde çoktan devleşmişti. Henüz satış rekorları kıracak Model Y banttan inmeden, Toyota’nın 20’de 1’i kadar araç ürettiği dönemlerde dahi dünyanın en değerli otomobil şirketi unvanını almıştı. Günümüzdeyse Toyota’nın 6’da 1’i kadar araba üretmesine rağmen onun 5 katı değerde… Kuşkusuz Tesla, bir otomobil şirketin değil; araçları bulut sistemine entegre ederek dijital ağın birer düğümüne dönüştüren bir teknoloji şirketi, Musk’ın bulut ekosisteminin bir parçasıdır. İktidar istenciyle dolup taşan bir influencer olan Musk, Tesla ile yeryüzünü, uydu sistemleriyle gökyüzünü, SpaceX ile uzayı dijitalleştirdi; ekosistemindeki eksik unsur insanın verisiydi. Ve Twitter’ı satın almakla birlikte, bulut-sermaye mimarisini tamamlamış oldu; dijital ağını eksiksiz bir egemenlik alanına dönüştürdü.

Yani ne başarıları ne de dünyanın en zengin insanı olmaya dek uzanabildiği serveti, onun ucu bucağı olmayan hırsını tatmin edebilmişti. İktidarını perçinleyen asli unsur, insanın eşzamanlı verisi ve bu veriden yola çıkarak insanı modelleyebilme, yönlendirebilme kapasitesine sahip bir sosyal medya satın alması oldu. Şirket olarak çıkarı, “ifade özgürlüğü” adına savunduğu hararetli sosyal medya tartışmalarında, öfkeli akışta yatıyordu. Bu sebeple Twitter’ın kamusal tartışma mecrası olarak kalmasını istediğini belirtti. Twitter, insanların dikkatini celbeden, davranışlarını yönlendiren, ücret ödemeksizin emeklerini derleyen, verinin kaymağını yiyen ve posasını reklamverenlere sunarak mal ya da hizmet üretmeksizin para kazanan bir rant şirketi olarak kalmalıydı. Hatta büyümeliydi. Genel Yapay Zekaya giden yolda başat unsur olmalı, dijitalleşen her ürün ve hizmeti sunabilen bir çerçeveye dönüşebilmeli, bir süper-uygulama olmalıydı.

Musk’ın hikâyesi, yeni dünya düzeninin dinamiklerine dair pek çok şey söylüyor. O, bu dijital dünyanın en uçlardaki bir temsilcisi; “sahibi” ve “yıldızı” olduğu akışta kendini kaybeden bir figüre karşılık geliyor. Ama aynı zamanda onun serüveni, her birimizin pay aldığı, hepimizi saran o devasa influence ağının bir minyatürü. Sonuçta hiçbirimiz sosyal medyada kârlarımızı ençoklaştırmak, maliyetlerimizi düşürmek üzere salınmıyoruz. Sosyal medyayla çıkarımız öyle gerektirdiği için, belirli kazanımlar elde etmek için değil de etkileşimimizi, takipçi ve beğeni sayımızı, influence’ımızı artırmak amacıyla, eğlenmek ve trollük için, akışı kaçırmaktan korktuğumuz veya sıkıldığımız için, meraktan ya da zaman öldürmek için “surf” yapıyor gibiyiz. Zaten yapay zekâ chatbotlarına da organik zekâmıza yapay zekâyı da ekleyip daha zeki, daha bilgili olmaya çabalamaktan ziyade onun somut çıktılarından sosyal fayda sağlamak, yani influence’ımızı artırmak üzere başvurmuyor muyuz? Bu bağlamda sosyal medya, sadece Musk’ın ve yapay zekânın hakikatine dair değil her birimizin hakikatine dair pek çok şey söylüyor. Sahi günümüzün anlamlı bir kısmını içerisinde geçirmeyi alışkanlık edindiğimiz bu tür mecralarda biz ne arıyoruz?